Hizmet Türkiye’de yapılmayan bir işle ilgili ve yurt dışı mukimi tarafından yurt dışında veriliyor: KDV doğmaz, stopaj doğar mı?
Hizmet Türkiye’de yapılmayan bir işle ilgili ve yurt dışı mukimi tarafından yurt dışında veriliyor: KDV doğmaz, stopaj doğar mı?
Türk şirketi yurt dışındaki bir müşteriye hizmet veriyor. Hizmeti de yurt dışındaki bir firmadan satın alıyor. Mal da, insan da, iş de Türkiye’ye hiç girmiyor. İdare, bu işlemde katma değer vergisinin doğmadığını söylüyor; ama aynı ödemenin stopaja tabi olup olmadığı, parayı aldığınız ülkeye göre değişiyor.
İki özelge, dört ülke, iki ayrı sonuç. Aradaki farkı yaratan tek şey, o ülkeyle imzalanmış bir çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının bulunup bulunmaması ve elinizde bir mukimlik belgesinin olup olmaması.
İki olay
Kurgu neredeyse aynı: Türkiye’de kurulu bir şirket, yurt dışındaki bir müşteriye taahhüt ettiği işi, yine yurt dışından aldığı hizmetle yerine getiriyor.
Türk şirketi, Ukrayna’da mukim bir firmaya mühendislik hizmeti verecek. Hizmet, İngiltere, Almanya ve Hong Kong’da mukim firmalar aracılığıyla ve Türkiye’ye hiç gelinmeksizin gerçekleştirilecek. Soru: bu üç ülkeye yapılacak ödemelerde kurumlar vergisi kesintisi ve KDV var mı?
İstanbul VDB, 13.03.2017, B.07.1.GİB.4.34.16.01-125[30-2015/413]-71612
Türk şirketi, Irak’taki bir firmaya bilgisayar yazılım hizmeti veriyor. Savaş nedeniyle Irak’a deneyimli personel gönderemediği için, hizmeti Birleşik Arap Emirlikleri’nde mukim bir firmadan teknik destek alarak sürdürüyor. Soru aynı: sorumlu sıfatıyla stopaj ve KDV tevkifatı yapılacak mı?
İstanbul VDB, 14.11.2016, B.07.1.GİB.4.34.17.01-010-206115
İdarenin verdiği cevap
Dört ülke, tek bir ayrım çizgisi.
| Hizmeti veren ülke | Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması | İdarenin dayanağı | Stopaj | KDV |
|---|---|---|---|---|
| İngiltere | Var, 01.01.1989’dan beri | Anlaşmanın 14’üncü maddesi (serbest meslek faaliyetleri). Faaliyet Türkiye dışında icra edildiğinden vergileme hakkı yalnızca İngiltere’ye ait. | Yok | Konu dışı |
| Almanya | Var, 01.01.2011’den beri | Anlaşmanın 14’üncü maddesi yalnızca gerçek kişilere yönelik olduğundan, olay 5 (iş yeri) ve 7’nci (ticari kazançlar) maddeler kapsamında değerlendirilir. Türkiye’de iş yeri yok. | Yok | Konu dışı |
| Birleşik Arap Emirlikleri | Var, 01.01.1995’ten beri | Anlaşmanın 14’üncü maddesi. Türkiye’de sürekli kullanılabilecek sabit bir yer bulunmadıkça vergileme hakkı BAE’ye ait. | Yok | Konu dışı |
| Hong Kong | Özelge tarihinde yoktu | Anlaşma bulunmadığından doğrudan iç mevzuat. Ödeme serbest meslek kazancı sayılmış; 2009/14593 sayılı Karar uyarınca oran yüzde 20. | %20 | Konu dışı |
Dört olayda da hizmet Türkiye dışında ifa ediliyor, yurt dışında kullanılıyor ve yurt dışındaki bir müşteriye satılıyor. Fiilî durum aynı. Vergisel sonucu değiştiren tek şey, karşı tarafın ülkesiyle imzalanmış bir anlaşmanın bulunup bulunmaması.
KDV neden doğmuyor?
Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1/1’inci maddesi, verginin konusunu Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerle sınırlar. 6/b maddesi ise bir hizmetin Türkiye’de yapılmış sayılması için hizmetin Türkiye’de ifa edilmesini veya hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını arar.
Her iki özelgede de bu iki ölçütten hiçbiri gerçekleşmiyor: hizmet yurt dışında ifa ediliyor ve hizmetten yurt dışında faydalanılıyor. İşlem KDV’nin konusuna hiç girmediği için, sorumlu sıfatıyla KDV hesaplanıp beyan edilmesi de söz konusu olmuyor.
“KDV Kanununun 1 ve 6 ncı maddelerine göre, yurtdışında gerçekleşen mal teslimleri ile yurt dışında ifa edilip yine yurtdışında yararlanılan hizmetler KDV’nin konusuna girmemektedir.”
60 No.lu KDV Sirküleri, 1.1.1. Yurtdışındaki İşlemler
Burada sık yapılan hata, KDV Genel Uygulama Tebliği’nin yurt dışındaki firmalara yaptırılan hizmetlerde tevkifat öngören bölümünü (I/C-2.1.2.1) mekanik biçimde uygulamaktır. O bölüm, KDV’nin konusuna giren bir işlemde verginin kimin tarafından beyan edileceğini düzenler. Konuya hiç girmeyen bir işlemde tevkifat tartışmasına geçilmez.
Asıl soru: Türkiye’nin vergilendirme hakkı gerçekten var mı?
Hong Kong sonucunun bütün ağırlığı bu soruda toplanıyor. Çünkü anlaşma yoksa, geriye yalnızca iç mevzuat kalır.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesi, dar mükellef kurumları yalnızca Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirir ve aynı maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendinde “Türkiye’de elde edilen serbest meslek kazançları” sayılır. Kazancın Türkiye’de elde edilmiş sayılıp sayılmayacağı ise Gelir Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesine göre belirlenir.
“4. Serbest meslek kazançlarında: Serbest meslek faaliyetlerinin Türkiye’de icra edilmesi veya Türkiye’de değerlendirilmesi;”
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, madde 7
Aynı maddenin son fıkrası “değerlendirme”yi şöyle tanımlar: ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin hesaplarına intikal ettirilmesi ya da kârından ayrılması.
Buradaki kelime “veya”dır. Yani iç mevzuat bakımından, faaliyet Türkiye’de hiç icra edilmemiş olsa bile, bedelin Türkiye’den ödenmesi veya Türkiye’deki şirketin hesaplarına gider olarak yazılması tek başına kazancı Türkiye kaynaklı hâle getirir. Hong Kong ödemesindeki yüzde 20’lik stopajın dayanağı budur.
Ama bu sonuç tartışmasız değil
İki kırılma noktası var ve ikisi de pratikte sonucu tersine çevirebilecek güçtedir.
1. Nitelendirme sorunu
Kazanç gerçekten “serbest meslek kazancı” mı? 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin 22.2.3 bölümü, serbest meslek faaliyetinin “esas itibarıyla gerçek kişilerce icra edilen” bir faaliyet türü olduğunu, dar mükellef kurumların bu kazancı “istihdam ettikleri personelleri aracılığı ile” elde ettiğini söyler.
Bir mühendislik şirketinin kendi organizasyonu, sermayesi ve ekibiyle sunduğu hizmet ticari kazanç olarak nitelendirilirse tablo değişir: ticari kazançta Gelir Vergisi Kanunu’nun 7/1’inci bendi Türkiye’de iş yeri veya daimî temsilci bulunmasını ve kazancın oradan sağlanmasını arar. Ticari kazançta “değerlendirme” diye bir ölçüt yoktur. Bu nitelendirmede Türkiye’nin vergilendirme hakkı doğmaz, dolayısıyla stopaj da doğmaz.
2. İdarenin kendi tebliği
4 Seri No.lu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Genel Tebliği (RG 26.09.2017, 30192), serbest meslek faaliyetinin icra edildiği yere göre vergilendirme yetkisini ele alır ve hizmet sunucusu Türkiye’ye hiç gelmeden faaliyeti icra ediyorsa vergilendirme yetkisinin mukim devlette kaldığını, “bu kapsamda yapılan ödemelerden tevkifat da yapılmayacağını” açıkça belirtir.
Bu tebliğ, anlaşması olan ülkeler için uygulanır. Ama idarenin, hizmetin fiilen nerede icra edildiğine ağırlık veren bir okumayı benimsediğini de gösterir. Anlaşması olmayan ülkede aynı fiilî durumun yüzde 20 stopajla sonuçlanması, bu yüzden tartışma yaratır.
Hizmet ticari kazanç kapsamındaysa stopaj doğmaz: mevzuattaki dayanak
Nitelendirmenin neden bu kadar önemli olduğu, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin lafzında görülür. Madde, kesintiye tabi kazanç ve iratları sınırlı sayıda sayar: “Dar mükellefiyete tâbi kurumların aşağıdaki kazanç ve iratları üzerinden … kurumlar vergisi kesintisi yapılır.” Listede şunlar vardır:
- aBirden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleriyle uğraşan kurumlara bu işleriyle ilgili yapılan hak ediş ödemeleri.
- bSerbest meslek kazançları.
- cGayrimenkul sermaye iratları.
- çGelir Vergisi Kanunu’nun 75’inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde sayılanlar hariç olmak üzere menkul sermaye iratları.
- dVergi Usul Kanunu’nun 11’inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemeler (6745 sayılı Kanunla eklendi).
- eAracı hizmet sağlayıcılarının, Türkiye’de iş yeri veya daimî temsilcisi bulunan hizmet sağlayıcılarına yaptıkları ödemeler (7524 sayılı Kanunla eklendi).
- fCumhurbaşkanınca belirlenen sektörlerde, Türkiye’de iş yeri veya daimî temsilcisi bulunanlardan yapılan mal ve hizmet alımlarına ilişkin ödemeler (7524 sayılı Kanunla eklendi).
Bu listede ticari kazanç yoktur. Dolayısıyla yurt dışındaki bir firmadan alınan hizmetin bedeli ticari kazanç olarak nitelendirildiğinde, maddede sayılmadığı için üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılmasının yasal dayanağı bulunmaz. Zaten dar mükellef kurumun ticari kazancı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesinin birinci bendi uyarınca ancak Türkiye’de bir iş yeri veya daimî temsilci bulunması ve kazancın buralardan sağlanması hâlinde Türkiye’de elde edilmiş sayılır; bu hâlde de vergileme stopajla değil, yıllık beyanname ile yapılır.
İdare de bunu açıkça kabul eder. 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin aynı 22.2.3 bölümü, bir serbest meslek kazancı Türkiye’deki iş yeri veya daimî temsilci vasıtasıyla elde edildiğinde bunun ticari kazanca dönüşeceğini ve sonucunu şöyle bağlar:
“… dar mükellef kurumların Türkiye’deki işyeri veya daimi temsilcisi vasıtasıyla elde ettiği kazanç ve iratlar ticari kazanç olarak değerlendirileceğinden, bu serbest meslek kazancı üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesine göre vergi kesintisi yapılmayacaktır.”
1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği, bölüm 22.2.3 (RG 03.04.2007, 26482)
Yani kesintinin kapısını açan şey gelirin ticari olup olmaması değil, hangi kutuya yazıldığıdır. Serbest meslek kazancı denildiği anda 30/1-(b) devreye girer; ticari kazanç denildiğinde stopajın dayanağı kalmaz. Maddedeki oran yüzde 15 olmakla birlikte, tanınan yetki uyarınca 2009/14593 sayılı Karar ile serbest meslek kazançlarında oran yüzde 20 olarak belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasının, gayrimaddi hak bedellerinden “ticarî veya ziraî kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın” kesinti yapılmasını öngördüğü ise ayrıca gözetilmelidir: sözleşme bir hizmet değil de teknik bilgi devri gibi okunursa, ticari kazanç nitelendirmesi tek başına yeterli olmaz.
Hizmeti kendi ülkesinde veren yabancı şirketten Türkiye vergi alabilir mi?
Soru haklı: kişi orada mukim, iş orada yapılıyor, müşteri bile üçüncü bir ülkede. Cevap, “mukimlik” ile “kaynak” arasındaki ayrımda saklı.
Uluslararası vergi hukuku vergilendirme yetkisini iki ayrı temele dayandırır. Mukimlik esasında devlet kendi mukimini dünya geliri üzerinden vergiler; Hong Kong’da mukim bir şirketi Hong Kong vergiler. Kaynak esasında ise devlet, mukimi olmayan kişiyi yalnızca kendi ülkesinde doğan gelir üzerinden vergiler. Bu iki yetki birbirini dışlamaz. Çifte vergilendirme zaten bu yüzden doğar, anlaşmalar da bu yüzden vardır.
Dolayısıyla “hizmeti veren, o ülkenin mukimi” demek yalnızca o ülkenin hakkını kurar. Türkiye’nin ayrıca bir kaynak iddiası bulunup bulunmadığı bağımsız bir sorudur.
Türkiye’nin kaynak iddiası neye dayanıyor?
Kaynağı her devlet kendi iç hukukunda tanımlar. Türkiye, serbest meslek kazancı için iki alternatif bağ koymuştur: faaliyetin Türkiye’de icra edilmesi veya Türkiye’de değerlendirilmesi. İkincisi faaliyete değil, ödemeye bağlanan bir ölçüttür.
Yani Türkiye burada “bu kişi bizim” ya da “bu iş bizde yapıldı” demiyor. Dediği şudur: bu bedel Türkiye’deki bir mükellefin matrahını azaltarak çıktı, karşılığı bir kez burada vergilensin. Vergilendirme hakkı kişinin nerede mukim olduğundan veya işin nerede yapıldığından değil, paranın nereden çıktığından doğuyor.
İki ayrı model, iki ayrı kaynak anlayışı
BM Modeli: ödeyenin ülkesi
Birleşmiş Milletler Model Anlaşması’na 2017’de eklenen 12A’ncı madde (teknik hizmet ücretleri), ücretin ödeyenin mukim olduğu devlette doğmuş sayılacağını düzenler. Maddenin şerhi bu noktada açıktır: hizmetin o devlette sunulmuş olması gerekmez.
Gelişmekte olan ülkeler bu maddeyi, hizmet gelirlerinin tümüyle kaynak ülkesinin dışına çıkmasını engellemek için savunur. Türkiye’nin iç mevzuatındaki “değerlendirme” ölçütü, mantık olarak bu modele yakındır.
OECD Modeli: hizmetin ifa edildiği yer
OECD Modeli’nde hizmet gelirinde kaynak, hizmetin fiilen ifa edildiği yerdir. Kaynak devlette bir iş yeri veya sabit yer yoksa, o devletin vergileme hakkı doğmaz. OECD, serbest meslek faaliyetlerini düzenleyen 14’üncü maddeyi 2000 yılında modelden çıkarmış ve bu gelirleri ticari kazanç maddesine taşımıştır.
Türkiye’nin imzaladığı anlaşmalarda, 14’üncü madde korunmuş olsa bile, hâkim olan anlayış budur: Türkiye’ye hiç gelinmeden icra edilen faaliyette vergileme hakkı mukim devlette kalır.
Türkiye iç hukukunda BM mantığına, imzaladığı anlaşmalarda OECD mantığına yakın durur. İkisi çakıştığında anlaşma üstün gelir. İncelediğimiz özelgelerdeki sonuç farkı tam olarak budur: İngiltere, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde anlaşmanın ilgili maddesi Türkiye’nin iç hukuktaki ödeme bağını siler; Hong Kong’da silecek bir anlaşma bulunmadığı için ödeme bağı ayakta kalır.
Bu olayda ölçüt kendi gerekçesini karşılıyor mu?
“Değerlendirme” ölçütünün arkasındaki gerekçe matrah erozyonudur: Türkiye’de gider yazılan bir tutarın karşılığı büsbütün vergisiz kalmasın. İncelediğimiz kurguda ise gider Türkiye matrahını azaltırken, o giderin karşılığında elde edilen hasılat da aynı matraha girmektedir — Ukrayna’dan, Irak’tan gelen bedel Türk şirketinin kazancıdır ve burada vergilenir. Türkiye aradaki marjı zaten kurumlar vergisiyle vergilemektedir.
Bu durumda brüt bedel üzerinden ayrıca yüzde 20 alınması, ölçütün dayandığı gerekçenin karşılanmadığı bir noktada ikinci bir vergileme anlamına gelir. Buna iki şey daha eklenir: aynı ekonomik olayın yalnızca nitelendirmeye göre — serbest meslek mi, ticari kazanç mı — vergilenip vergilenmemesi; ve dar mükellefte “Türkiye’de elde etme”nin gerçek bir ekonomik bağla değil, kurgusal bir bağla kurulması. Anayasa’nın 73’üncü maddesindeki mali güce göre vergilendirme ilkesi bakımından tartışmaya açık bir zemindir.
Madalyonun öbür yüzü
Ölçüt keyfî değil, bir tercihtir; Türkiye onu tek yönlü de uygulamaz. Türk şirketleri de benzer iç hukuk kuralı bulunan ülkelerde kaynakta stopaja uğrar ve Türkiye, yurt dışında ödenen bu vergilerin kurumlar vergisinden mahsubuna Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 33’üncü maddesiyle izin verir. Mesele, bir ülkenin haksızlığı değil, kaynak kavramının nasıl tanımlanacağına ilişkin uluslararası bir tercih farkıdır.
Evet, Türkiye bu kazançtan vergi alabilir — ama yalnızca o ülkeyle arasında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması yoksa. Anlaşma varsa, hizmet Türkiye’de icra edilmediği ve şirketin Türkiye’de bir iş yeri ya da sabit yeri bulunmadığı sürece Türkiye’nin vergileme hakkı kalmaz. Hizmetin yurt dışında verilmiş olması tek başına yeterli değildir; belirleyici olan anlaşmanın varlığı ve mukimlik belgesinin temin edilmiş olmasıdır.
Mukimlik belgesi istenmesi ne kadar yasal?
Her iki özelge de anlaşmadan yararlanmayı bir belgeye bağlıyor. Bu şartın kaynağı anlaşmaların kendisi değil.
Özelgelerdeki ifade şudur: anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için karşı taraf, kendi ülkesinde tam mükellef olduğunu ve tüm dünya kazançları üzerinden orada vergilendirildiğini yetkili makamlarından alacağı bir belgeyle kanıtlamalı; belgenin aslı ile noterce ya da o ülkedeki Türk konsolosluklarınca onaylanmış Türkçe tercümesi vergi sorumlusuna veya vergi dairesine verilmelidir. Belge ibraz edilmezse anlaşma yerine iç mevzuat uygulanır.
Bu şart, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının metinlerinde yer almaz. Kaynağı, 4 Seri No.lu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Genel Tebliği ile idari uygulamadır. Tebliğ ayrıca belgenin bir takvim yılına ilişkin olduğunu ve izleyen yılın dördüncü ayına kadar geçerli sayılacağını, sonradan ibraz hâlinde ise iade yolunun açık olduğunu düzenler.
Danıştay ne dedi?
Bu soru artık yalnızca teorik değil. Bir limited şirket, dar mükellef bir kuruma sunucu ve alan adı kiralaması karşılığında yaptığı ödemelerden tevkifat yapmamış; inceleme sonucunda 2016 yılının Mart–Eylül dönemleri için ikmalen gelir (stopaj) vergisi salınmış ve tekerrür hükümleri uyarınca artırılarak bir kat vergi ziyaı cezası kesilmiştir.
Vergi Mahkemesi davayı iki gerekçeyle reddetmiştir: ödemeler Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tevkifata tabidir ve mukimlik belgesi sunulmadığı için anlaşma hükümleri uygulanamaz.
“… davacı tarafından ödeme yapılan kuruma ait mukimlik belgesi sunulmaması nedeniyle çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümleri uygulanamayacağından dava konusu tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı …”
Danıştay 3. Daire, E:2023/4701, K:2025/334, 03.02.2025 — ilk derece mahkemesi kararının özeti
Danıştay Üçüncü Dairesi, cezalı stopaja ilişkin hüküm fıkrasını “aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile” uygun bularak onamıştır. Bozulan tek yan, vergi ziyaı cezasının tekerrür nedeniyle artırılan kısmıdır; o da mukimlik belgesiyle değil, Vergi Usul Kanunu’nun 339’uncu maddesinde 7338 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ve lehe kanun ilkesiyle ilgilidir.
Daire kendi ayrıntılı gerekçesini yazmamış, ilk derece gerekçesini benimsemiştir; sonucu bağlayıcıdır ama konuya ilişkin geliştirilmiş bir doktriner açıklama içermez. Tek bir daire kararıdır, içtihadı birleştirme kararı değildir.
Uyuşmazlığın konusu gayrimaddi hak bedelidir; karar, serbest meslek–ticari kazanç nitelendirmesine ya da “Türkiye’de değerlendirme” ölçütünün sınırlarına ilişkin bir belirleme yapmaz. Dikkat çekici ayrıntı ise şudur: sunucu ve alan adı kiralaması bedeli gayrimaddi hak bedeli sayılmıştır — yukarıda değindiğimiz nitelendirme riskinin somut bir örneği.
Peki tartışma bitti mi?
Şartı savunan görüş
Anlaşma yalnızca karşı devletin mukimlerine uygulanır. Bir kişinin gerçekten o ülkenin mukimi olup olmadığını vergi idaresinin denetleyebilmesi gerekir; aksi hâlde anlaşma alışverişinin (treaty shopping) önüne geçilemez. Mukimlik belgesi, uluslararası uygulamada bunun olağan aracıdır.
Belge, hakkın doğumunu değil ispatını düzenler: sonradan ibraz edilirse fazla ödenen vergi iade edilebilir. Bu yönüyle şart, anlaşmadan doğan hakkı ortadan kaldırmaz, kullanımını bir usule bağlar.
Şartı tartışmaya açan görüş
Normlar hiyerarşisi. Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir; bir genel tebliğin anlaşmanın aramadığı kurucu bir şart eklemesi doktrinde eleştirilir. Ancak bu itirazın yargı önünde sonuç vermediğini yukarıdaki karar göstermektedir.
Şartın kendi koşulu. Bu itiraz ise kararla kapanmış değildir. Özelgeler belgeyi “anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda” istiyor. Hizmet Türkiye’ye hiç uğramıyor ve kazanç ticari kazanç olarak nitelendiriliyorsa, iç mevzuat zaten vergilendirmiyor demektir; anlaşma bir değişiklik getirmez. Danıştay kararına konu olayda ise ödeme gayrimaddi hak bedeli sayıldığı için iç mevzuat açıkça vergilendiriyordu; yani anlaşma gerçekten bir değişiklik getiriyordu. Karar bu yönüyle, iç mevzuatın vergilendirmediği hâllere doğrudan cevap vermez.
Yükün dağılımı. Belgeyi temin edecek olan, Türk vergi idaresine karşı hiçbir yükümlülüğü bulunmayan yabancı firmadır. Yaptırımı ise Türkiye’deki ödeyici çeker: vergi sorumlusu sıfatıyla stopaj, bir kat vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve koşulları varsa tekerrür artırımı. Karar, bu yükün ne kadar somut olduğunu göstermektedir.
Doktriner tartışma sürse de uygulamanın yönü bellidir: belge yoksa anlaşma uygulanmıyor, fatura da Türkiye’deki ödeyiciye çıkıyor. En ucuz çözüm sözleşme aşamasındadır — yurt dışındaki tedarikçiyle yapılan sözleşmeye, ilgili takvim yılına ait mukimlik belgesinin aslı ve onaylı tercümesiyle birlikte ödeme öncesinde temin edilmesini bir yükümlülük olarak yazmak. Belge gelmezse stopajın ödeyiciye kalacağını ve bu tutarın tedarikçiye rücu edileceğini de sözleşmede düzenlemek gerekir.
Belge her takvim yılı için ayrıdır ve izleyen yılın dördüncü ayına kadar geçerlidir; yıl başında yenilenmesi takvime bağlanmalıdır. Ödeme yapılmışsa ve belge sonradan temin edilebiliyorsa iade yolu kapalı değildir, ancak bu, ceza riskini baştan almamak kadar ucuz bir yol değildir.
2027 uyarısı: Hong Kong artık anlaşmalı
Birinci özelgenin Hong Kong sonucu, yakın zamanda geçerliliğini yitirecek.
Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdare Bölgesi arasındaki çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması 24 Eylül 2024 tarihinde imzalandı. Onaylanmasının uygun bulunduğuna dair 7569 sayılı Kanun 26 Aralık 2025 tarihli ve 33119 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarih, 11064 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 30 Ocak 2026 olarak tespit edildi (RG 17.03.2026, 33199).
Anlaşmanın yürürlüğe girme maddesi, Türkiye bakımından kaynakta tevkif edilen vergiler için anlaşmanın yürürlüğe girdiği yılı izleyen yılın 1 Ocak’ında veya sonrasında ödenen ya da mahsup edilen tutarları esas alıyor. Buna göre anlaşma hükümleri 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren uygulanacak.
Anlaşmanın 14’üncü maddesi, tıpkı Almanya anlaşmasında olduğu gibi, yalnızca gerçek kişilere ilişkindir. Dolayısıyla Hong Kong’da mukim bir şirketten alınan mühendislik hizmeti, anlaşmanın 5 (iş yeri) ve 7’nci (ticari kazançlar) maddeleri çerçevesinde değerlendirilecek.
Anlaşmanın 5’inci maddesinin üçüncü fıkrası bir hizmet iş yeri hükmü içeriyor: bir teşebbüsün çalışanları aracılığıyla sunduğu hizmetler, aynı veya bağlı proje için diğer âkit tarafta belirli bir süreyi aştığında iş yeri sayılıyor. İncelediğimiz kurguda hizmet Türkiye’de hiç icra edilmediği için bu eşik de aşılmıyor.
Sonuç: 1 Ocak 2027’den itibaren, aynı olayda Hong Kong’a yapılacak ödeme üzerinden de — mukimlik belgesi temin edilmek kaydıyla — stopaj yapılmaması gerekecek. 2026 yılı içinde yapılan ödemeler bakımından ise özelgedeki yüzde 20’lik sonuç hâlâ geçerlidir.
İşlemden önce kontrol edilecekler
- 1Hizmet fiilen nerede ifa ediliyor? Türkiye’ye gelinip gelinmediği, hem KDV hem stopaj analizinin başlangıç noktasıdır. Personelin Türkiye’de geçirdiği gün sayısını belgeleyin.
- 2Hizmetten nerede faydalanılıyor? KDV’nin konusuna girip girmediği buna bağlıdır. Nihai müşterinin yurt dışında olması tek başına yeterli değildir; faydanın Türkiye’deki faaliyete dönüp dönmediğine bakılır.
- 3Karşı ülkeyle anlaşma var mı, hangi tarihten itibaren uygulanıyor? İmza tarihi değil, uygulama tarihi belirleyicidir. Hong Kong örneği bunun tipik göstergesidir.
- 4Anlaşmanın 14’üncü maddesi kurumları kapsıyor mu? Kapsamıyorsa olay 5 ve 7’nci maddelere, yani iş yeri testine taşınır. Bu, Almanya ile İngiltere arasındaki farkın tek sebebidir.
- 5Kazanç serbest meslek mi, ticari kazanç mı? Nitelendirme, iç mevzuatta vergilendirme hakkının doğup doğmadığını doğrudan belirler.
- 6Mukimlik belgesi ödeme öncesinde elinizde mi? İlgili takvim yılına ait olmalı, aslı ve onaylı tercümesiyle birlikte saklanmalıdır. Sözleşmeye yükümlülük olarak yazın: Danıştay, belge sunulmadığı için anlaşmanın uygulanmamasını ve cezalı tarhiyatı yerinde bulmuştur.
Özelgelerin tam metni
Başlıklara tıklayarak açabilirsiniz.
İngiltere, Almanya ve Hong Kong’dan alınan mühendislik hizmetleri dolayısıyla ödenen bedellerin vergilendirilmesiİstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 13.03.2017 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-125[30-2015/413]-71612 sayılı özelge
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü
Sayı: B.07.1.GİB.4.34.16.01-125[30-2015/413]-71612 — 13.03.2017
Konu: İngiltere, Almanya ve Hong Kong’dan alınan mühendislik hizmetleri dolayısıyla ödenen bedellerin vergilendirilmesi
İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Ukrayna’da mukim bir firmaya mühendislik hizmeti vereceğinizi, söz konusu hizmetin İngiltere, Almanya ve Hong-Kong’da mukim firmalar aracılığıyla Türkiye’ye gelinmeksizin gerçekleştirileceği belirtilerek, İngiltere, Almanya ve Hong-Kong’da mukim firmalardan alınacak mühendislik hizmeti dolayısıyla ödenecek bedellerin katma değer vergisine tabi olup olmadığı ve kurumlar vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.
KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun birinci maddesinde sayılı kurumların kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden dar mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmış ve üçüncü fıkrasında da dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar bentler halinde sayılmıştır.
Aynı Kanun’un 30’uncu maddesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratlar üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiş olup, maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde serbest meslek kazançlarından, ikinci fıkrasında ise ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Vergi kesintisi oranları, 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03/02/2009 tarihinden itibaren petrol arama faaliyetleri dolayısıyla sağlanacak kazançlarda % 5, diğer serbest meslek kazançlarında % 20, gayrimaddi hak bedeli ödemelerinde de % 20 olarak belirlenmiştir.
Türkiye – İngiltere Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01/01/1989 tarihinden, Türkiye – Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ise 01/01/2011 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.
Ukrayna mukimi firmaya verilecek mühendislik hizmeti dolayısıyla İngiltere ve Almanya mukimi firmalardan alınan mühendislik hizmeti dolayısıyla yapılacak ödemelerin, Türkiye’nin İngiltere ile akdetmiş olduğu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının serbest meslek faaliyetlerini düzenleyen 14’üncü maddesi kapsamında, Almanya ile akdetmiş olduğu Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının serbest meslek faaliyetlerini düzenleyen 14’üncü maddesi yalnızca gerçek kişilere yönelik olarak düzenlenmiş olduğundan söz konusu Anlaşmanın sırasıyla “İşyeri” ve “Ticari Kazançlar” başlıklı 5 ve 7’inci maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Buna göre, İngiltere Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının “Serbest Meslek Faaliyetleri” başlıklı 14’üncü maddesi kapsamında, anılan ülke mukimi firmaların Türkiye dışında icra edeceği serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla elde edecekleri gelirleri vergileme hakkı yalnızca İngiltere’ye aittir.
Türkiye – Almanya Anlaşmasının 7’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Almanya mukimi şirketin Türkiye’de, ilgili Anlaşmanın “İşyeri”ne ilişkin 5’inci maddesi kapsamında bir işyerine sahip olmaksızın elde edeceği geliri vergileme hakkı Almanya’ya aittir.
Anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için söz konusu İngiltere ve Almanya mukimi şirketlerin bu ülkelerde tam mükellef olduğunun ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkelerde vergilendirildiğinin yetkili makamlarından alınacak bir belge ile kanıtlanması ve bu belgenin aslı ile noterce veya bu ülkelerdeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen Türkçe tercümesinin bir örneğinin vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi mukimi firmadan alınan mühendislik hizmeti karşılığında yapılacak ödemelerin, serbest meslek kazancı olarak değerlendirilmesi ve bu kapsamdaki ödemeler üzerinden 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca %20 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.
KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu’nun;
-1/1’inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,
-6/b maddesinde, hizmet ifalarında işlemin (hizmetin) Türkiye’de yapılmış sayılması için, hizmetin Türkiye’de yapılması veya hizmetten Türkiye’de faydalanılması gerektiği,
hüküm altına alınmıştır.
60 No’lu KDV Sirkülerinin “1.1.1. Yurtdışındaki işlemler” başlıklı bölümünde konuya ilişkin detaylı açıklamalar yer almaktadır.
Buna göre, Şirketiniz tarafından yurt dışında mukim firmalardan alınan mühendislik hizmetinin yine yurt dışında mukim firmaya satılması işlemi; hizmet yurtdışında ifa edildiğinden ve hizmetten de yurtdışında yararlanıldığından KDV’nin konusuna girmemektedir.
Bu itibarla, söz konusu hizmet karşılığında yurt dışında mukim firmalara yapılacak ödemeler üzerinden sorumlu sıfatıyla KDV hesaplanıp beyan edilmesine gerek bulunmamaktadır.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413. maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.
Yurt dışındaki firmaya yapılacak ödemeler üzerinden sorumlu sıfatıyla stopaj ve KDV tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk.İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 14.11.2016 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-010-206115 sayılı özelge
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri KDV Grup Müdürlüğü
Sayı: 39044742-010-206115 — 14.11.2016
Konu: Yurt dışındaki firmaya yapılacak ödemeler üzerinden sorumlu sıfatıyla stopaj ve KDV tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğüne verilen … tarih ve … evrak kayıt numaralı dilekçenizde, Irak’ta bulunan … firmasına bilgisayar yazılım hizmeti verdiğiniz, devam eden savaş nedeniyle Türkiye’den yazılım konusunda Irak’a tecrübeli personel gönderemediğiniz, bu nedenle Birleşik Arap Emirliği’nde mukim …. firmasından teknik destek hizmeti aldığınız belirtilerek, söz konusu hizmet dolayısıyla ödenen bedeller üzerinden sorumlu sıfatıyla stopaj ve KDV tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi istenilmektedir.
KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN:
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun; “Ticari kazancın tarifi” başlıklı 37’nci maddesinde; “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.” hükmü yer almış olup aynı Kanun’un “Bilanço esasında ticari kazancın tespiti” başlıklı 38’inci maddesinde ise;
“Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:
1) İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;
2) İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.
Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmüne yer verilmiştir.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden dar mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükmü yer almıştır.
Dar mükellefiyet mevzuuna giren kurum kazançları aynı maddenin 3 numaralı fıkrasında bentler halinde belirtilmiş olup, söz konusu fıkranın (c) bendinde “Türkiye’de elde edilen serbest meslek kazançları” sayılmıştır.
Öte yandan, konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Tebliğinin 22.2.3. Serbest Meslek Kazançları başlıklı bölümünde; “Serbest meslek faaliyeti esas itibariyle gerçek kişilerce icra edilen ve Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde tanımlanan faaliyet türüdür. Dar mükellef kurumların bu tür kazanç elde etmeleri ise istihdam ettikleri personelleri aracılığı ile olmaktadır. Serbest meslek kazançlarının Türkiye’de elde edilmiş sayılması için serbest meslek faaliyetinin Türkiye’de icra edilmesi ve Türkiye’de değerlendirilmesi gerekir. Türkiye’de değerlendirme, ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya karından ayrılmasıdır.” açıklamaları yer almaktadır.
Aynı Kanun’un 30’uncu maddesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı belirtilmiş olup, maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde, serbest meslek kazançlarından, ikinci fıkrasında ise ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı, hükme bağlanmıştır. Vergi kesintisi oranları, 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03/02/2009 tarihinden itibaren, petrol arama faaliyetleri dolayısıyla sağlanacak kazançlardan %5, diğer serbest meslek kazançlarından % 20 olarak belirlenmiştir.
Türkiye – Birleşik Arap Emirlikleri Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01/01/1995 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, Anlaşmanın “Serbest Meslek Faaliyetleri” başlıklı 14’üncü maddesinde; “1. Bir Akit Devlet mukiminin serbest meslek faaliyetleri veya bağımsız nitelikteki diğer faaliyetler dolayısıyla elde ettiği gelir, bu kişi diğer Akit Devlette faaliyetlerini icra etmek için sürekli kullanabileceği bir sabit yere sahip olmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilenilebilecektir. Eğer kişi böyle bir sabit yere sahip olursa, gelir bu diğer Devlette, bu sabit yere atfedilebilen miktarda sınırlı olmak üzere vergilendirilebilir.
2. “Serbest meslek faaliyetleri” terimi, özellikle bağımsız olarak yürütülen bilimsel, edebi, artistik, eğitici ve öğretici faaliyetleri, bunun yanısıra doktorların, avukatların, mühendislerin, mimarların, dişçilerin ve muhasebecilerin bağımsız faaliyetlerini kapsamına alır.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm uyarınca, teknik destek hizmetini sağlayacak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) mukimlerinin Türkiye’de faaliyetlerini icra etmek için sürekli kullanabileceği sabit bir yeri bulunmadıkça Türkiye’den elde ettiği serbest meslek gelirlerini vergilendirme hakkı BAE’ye ait olduğundan Türkiye’nin vergileme hakkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla tarafınızdan Irak’ta üstlenilen iş için, Türkiye’de sabit bir yere sahip bulunmaması koşuluyla BAE mukimine yapılacak ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmaması gerekmektedir.
Öte yandan, anlaşma hükümlerinin iç mevzuata değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için BAE mukiminin, BAE’de tam mükellef olduğunu ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğini BAE yetkili makamlarından alacakları mukimlik belgesi ile kanıtlaması ve bu belgenin aslı ve noterce veya BAE’deki Türk konsolosluklarınca tasdik edilen Türkçe tercümesinin bir örneğini vergi sorumlarına ibraz etmesi gerekmektedir. Vergi sorumluları teslim aldıkları mukimlik belgelerini gerektiğinde yetkili makamlara ibraz etmek üzere muhafaza edeceklerdir. Söz konusu belgelerin ibraz edilmemesi durumunda ise ilgili Anlaşma hükümleri yerine iç mevzuat hükümleri uygulanacaktır.
KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;
-1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin,
-1/2 nci maddesinde, her türlü mal ve hizmet ithalatının KDV ye tabi olduğu,
-6/b maddesinde, işlemlerin Türkiye’de yapılmasının, hizmetin Türkiye’de yapılmasını veya hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını ifade ettiği,
– 8/1-b maddesinde, ithalatta mal ve hizmet ithal edenlerin verginin mükellefi olduğu,
-9/1 inci maddesinde, mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığının, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği,
hüküm altına alınmıştır.
26.04.2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan KDV Genel Uygulama Tebliğinin “I/C.2.1.2.1. İkametgâhı, İşyeri, Kanuni Merkezi ve İş Merkezi Türkiye’de Bulunmayanlar Tarafından Yapılan İşlemler” başlıklı bölümünde yurt dışındaki firmalara yaptırılan hizmet ifalarında tevkifat uygulanacağı, bu hizmet ifalarında mükellefin, esas olarak hizmeti ifa eden olmakla birlikte, Türkiye’de ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması halinde, KDV nin tamamının, hizmetten faydalanan yurt içindeki muhatap tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödeneceği belirtilmiştir.
60 No.lu KDV Sirkülerinin “1.1.1. Yurtdışındaki İşlemler” başlıklı bölümünde; “KDV Kanununun 1 ve 6 ncı maddelerine göre, yurtdışında gerçekleşen mal teslimleri ile yurt dışında ifa edilip yine yurtdışında yararlanılan hizmetler KDV’nin konusuna girmemektedir. Türkiye’de yapılmayan işlemin bedeli üzerinden KDV hesaplanması veya böyle bir işlemin Kanundaki herhangi bir istisna hükmü ile ilişkilendirilmesi söz konusu değildir.” denilmektedir.
Buna göre, Firmanızca Irak’ta bulunan … firmasına verilen bilgisayar yazılım hizmeti için Birleşik Arap Emirliği’nde mukim … firmasından alınan teknik destek hizmeti yurtdışında yapıldığından ve hizmetten yurtdışında faydalanıldığından KDV nin konusuna girmemektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413. maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.
Bu sayfadaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; belirli bir olaya ilişkin görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Özelgeler yalnızca kendilerini talep eden mükellefi ve o somut olayı bağlar. Mevzuat ve idarenin görüşü değişebilir. Somut durumunuz için düzenlemelerin güncel hâlini esas alınız ve bizimle iletişime geçiniz.