Tarih: 23 Ağustos 2019 / 10:15

Emrah AYGÜL
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
emrah.aygul@erisymm.com

1.30 Eylül 2019 Tarihine Kadar VERBİS’e Kayıt Olması Gereken İşletmeler

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemek amacıyla yürürlüğe konmuştur.

Kanunda, düzenlemelere uymayanlara yönelik ciddi idari para cezaları öngörülmüştür. Uygulanan cezaların tutarı basında haber değeri taşıyacak düzeydedir. Örneğin borçlunun yeğenine attığı mesaj için bir avukata 50 bin TL ya da izinsiz reklam amaçlı arama yapan bir firmaya 75 bin TL idari para cezası uygulandığına basından şahit oluyoruz.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanı Faruk Bilir’in basında yer alan açıklamasına göre “Bugüne kadar 691’i şikayet, 83’ü ihbar, 108’i veri ihlal bildirimi olmak üzere Kuruma toplam 882 başvuru intikal etmiş, 439 başvuru ise sonuçlandırılmıştır. Ayrıca, yurt dışında yaşayan vatandaşlardan da istek ve taleplere ilişkin 1.260 başvuru alınmıştır. Bunun yanı sıra 2018 yılında Kurul tarafından 161 karar alınmış, bu yıl içinde ise Kurul tarafından 241 karar verilmiştir. Son 2,5 yıllık dönemde alınan Kurul kararlarının toplamı ise 467’dir.

Kanun kapsamında işletmelere önemli ödevler yüklenmiştir. Bunlardan biri de Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemine (VERBİS) kayıttır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 16. maddesine göre kişisel veri işleyen gerçek ve tüzel kişi veri sorumlularının kişisel veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolması gerekmektedir.

Kayıt Yükümlülüğünün Başlama Tarihleri

Kanunun Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında, Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünün başlama tarihleri ile ilgili karar alma ve bunu ilan etme görev ve yetkisi Kişisel Verileri Koruma Kuruluna verilmiştir. Bu kapsamda Kurulca alınan ve 18.08.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2018/88 sayılı Kararda veri sorumluları için kayıt başlama tarihleri aşağıdaki gibi belirlenmiştir:

– Yıllık çalışan sayısı 50’den çok veya yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den çok olan veri sorumluları ile yurtdışında yerleşik tüm veri sorumluları 01.10.2018 – 30.09.2019,

– Yıllık çalışan sayısı 50’den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den az olmakla birlikte ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olan veri sorumluları 01.01.2019 – 31.03.2020,

– Kamu kurum ve kuruluşu veri sorumluları 01.04.2019 – 30.06.2020 tarihleri arasında Sicile kayıt olmak zorundadır.

VERBİS’e Girilmesi Gereken Bilgiler

VERBİS’e aşağıdaki bilgilerin girilmesi gerekmektedir:

a) Veri sorumlusu, varsa veri sorumlusu temsilcisi ile irtibat kişisine ait kimlik ve adres bilgilerine ilişkin Kurul tarafından belirlenecek başvuru formunda yer alan bilgiler,

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,

c) Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar,

ç) Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları,

d) Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler,

e) Kanunun 12. maddesinde öngörülen ve Kurul tarafından belirlenen kriterlere göre alınan tedbirler,

f) Kişisel verilerin mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan azami muhafaza edilme süresi.

Bilgi Girişinin Kapsamı

Veri sorumlularınca VERBİS’e kayıtta girilecek bilgiler; kişisel verileri işlenmiş olan gerçek kişilere ait kişisel veriler değil, veri sorumlularının işlemekte oldukları verilerin sadece üst başlıklar halinde kategorik bazdaki bilgiler olacaktır.

Örneğin bir kamu kurumu, kurumu ziyarete gelen gerçek kişilere aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmek suretiyle ad, soyad, telefon numarası, TC kimlik numarası, plaka numarası gibi bazı kişisel verilerini işlemektedir. Bu durumda VERBİS’e; gerçek kişilere ait ad, soyad, telefon numarası, TC kimlik numarası, plaka numarası gibi verileri değil bunların üst kategorisi olan ve zaten VERBİS’te de seçimlik alan olarak yer alan “kimlik kategorisi” ve “iletişim kategorisi” işlediğine dair bilgi girişi yapacaktır.

Ceza:

Kanunun 18. maddesinde “Bu Kanunun, 16 ncı maddesinde öngörülen Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar, idari para cezası verilir” hükmü yer almaktadır. Bu durumda olan veri sorumluları için Kurul tarafından söz konusu idari para cezası uygulanacaktır.

Ambalaj Sektörünün Takip Etmesi Gereken Yönetmelik Taslağı

10.12.2018 Tarih ve 30621 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7153 sayılı Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile Çevre Kanununa “Geri kazanım katılım payı” başlıklı Ek Madde 11 eklenmiştir.

Söz konusu maddeye göre “Yurt içinde piyasaya arz edilen bu Kanuna ekli (1) sayılı listede (liste için tıklayınız) yer alan ürünlerden poşetler için satış noktalarından, diğer ürünler için piyasaya sürenlerden/ithalatçılardan bu listede belirtilen tutarda geri kazanım katılım payı tahsil edilir. Bu listedeki ürünlerden herhangi birinin piyasaya arzının, farklı bir ürünün, malzemenin veya eşyanın ithalatı ile birlikte gerçekleşmesi halinde geri kazanım katılım payı ithalatçıdan tahsil edilir. … Geri kazanım katılım payları ürünün piyasaya sürüldüğü tarihi takip eden ayın onbeşine kadar Bakanlığa beyan edilir ve beyanı takip eden ikinci ayın son gününe kadar Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına ödenir. Katılım payının beyan edilmediğinin veya eksik beyan edildiğinin Bakanlıkça tespiti halinde beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen katılım payının bir ay içinde ödenmesi gerektiği ilgiliye tebliğ edilir. …

Çevre Kanununun Ekli (1) Sayılı Listesinde yer alan plastik poşet hariç diğer kalemlerden (araç lastiklerinden, akülere, pillere, cam ve plastik ambalajlara kadar bir çok kalem için) geri kazanım katılım payı alınmasına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanarak Mayıs ayında kamuoyunun bilgisine sunulan Geri Kazanım Katılım Paylarına İlişkin Yönetmelik Taslağının yürürlüğe girmesi ile başlanacaktır.

Yönetmelik taslağında ambalaj (plastik, kağıt, cam, metal, tekstil, kompozit vb. malzemeden üretilmiş) tanımına uyan ve uymayan malzemeler açıklanmıştır. Örneğin şampuan kutu ve paketleri ambalaj olarak nitelendirilirken, çay poşetleri ambalaj olarak nitelendirilmemiştir.

Haziran sonunda yürürlüğe girmesi beklenen Yönetmelik halen yayımlanmamıştır.

Ambalaj üreticileri-ithalatçıları gibi işletmelerin söz konusu taslağı takip etmeleri, ürünlerinin kapsama girip girmediğini gerekirse Bakanlıktan da bilgi alarak belirlemeleri faydalı olacaktır.

Taslağın yayımlanmasının ardından içecek ambalajı ve poşetler hariç plastik ambalajlardan kg başına 40 kr., cam ve kağıt ambalajlardan kg başına 20 kr., metal ambalajlardan 50 kr.  katılım payı tahsil edilecektir.

Döviz ya da Dövize Endeksli Kredi Tutarınız 15 Milyon Doları Geçer İse Üçer Aylık Dönemler İtibariyle TCMB Bildirimi ve Bağımsız Denetim Gerekli

17.02.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Döviz Pozisyonunu Etkileyen İşlemlerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Tarafından İzlenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”  uyarınca yurt içinden ve yurt dışından sağlanan yabancı para nakdi krediler ile dövize endeksli kredilerinin toplamı ilgili hesap döneminin son iş günü itibarıyla 15 milyon ABD doları ve üstünde olan firmalar, veri formu ile talep edilen bilgileri, açıklama formuna uygun olarak TCMB’ye müteakip hesap döneminden itibaren bildirmekle yükümlüdür. Hesap dönemi kavramı, üçer aylık (Ocak-Mart, Nisan-Haziran, Temmuz-Eylül, Ekim-Aralık) periyotları nitelemektedir.

Bildirim, Sistemik Risk Veri Takip Sisteminde bulunan açıklama formuna uygun olarak yapılır. Bildirimler, finansal raporlama çerçevesine uygun olarak ilgili yılın 31 Mart, 30 Haziran ve 30 Eylül tarihlerinde sona eren ara hesap dönemleri için takip eden ikinci ayın sonuna kadar ve 31 Aralık tarihinde sona eren yıllık hesap dönemi için takip eden üçüncü ayın sonuna kadar tamamlanır.

Döviz Pozisyonunu Etkileyen İşlemlerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Tarafından İzlenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca, bildirim yükümlülüğü olan firma, yükümlülüğün başladığı tarihten itibaren 60 gün içinde denetçi ile denetim sözleşmesi yapar.

4. Dövizli ya da Dövize Endeksli Satışlarda Kur Farkı Faturasını İhmal Etmeyin

Kur farklarının KDV’ye tabi olup olmadığı çok uzun yıllardır tartışma konusu idi, ta ki 7161 sayılı Kanun uyarınca Katma Değer Vergisi Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrası değiştirilinceye kadar.

8.01.2019 Tarih ve 30659 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 7161 sayılı Kanun uyarınca Katma Değer Vergisi Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine “fiyat farkı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “kur farkı,” ibaresi eklenmiştir. Bu düzenleme ile yabancı paraya dayalı olarak yapılan teslim ve hizmetlerde bedelin tamamen veya kısmen sonradan tahsil edildiği durumlarda, kur farklarının da matraha dahil olduğu madde metnine yazılmak suretiyle uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.

Yasanın yayım tarihinden sonra mükelleflerin teslim ve hizmetlere ilişkin bedelin tamamen veya kısmen sonradan tahsil edildiği durumlarda, fatura tarihi ile tahsilat tarihi arasında lehlerine oluşan kur farkı için fatura düzenleyerek (KDV’ye tabi teslim ve hizmetlere ilişkin kur farkı için) KDV hesaplaması gerektiği hususuna dikkat etmesi gerekmektedir. Aksi taktirde dövizle ya da dövize endeksli mal satan veya hizmet ifa eden işletmeler telafisi zor, yüksek tutarlı cezalı vergi tarhiyatlarına muhatap kalabileceklerdir.

5.Dövizli Faturada Usulen Belirtilmesi Zorunlu TL Tutarını Sonraki Tarihlerde TL Olarak Öderseniz Kur Farkı Ödemek Zorunda Kalırsınız

Girdisi yabancı para cinsinden olan sektörlerin kur riskinden korunmaları için satışlarını da aynı yapancı para cinsinden yapmaları doğaldır. Vergi Usul Kanununun 215. maddesine yurtiçindeki müşterilere düzenlenen yabancı para birimli faturalarda Türk Lirası karşılığı belirtilmek zorundadır. Kimi alıcılar alım-satım sözleşmesinin yabancı para bazlı olmasına rağmen  faturada usul açısından zorunlu gösterilen TL tutarını, fatura tarihinden sonra ödeyerek borcunu kapatma yoluna gitmektedir. Ancak Yargıtay’a göre bu yöntemde kur arttı ise kur farkı da ödenmelidir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E.2012/9853, K.2013/14066 : “Kur farkıyla ilgili uyuşmazlığa gelince; teklif mektubunda kalıp bedelinin Euro, profil ve işçilik bedellerinin ise USD üzerinden kararlaştırıldığı ve ödeme şekli başlıklı bölümde ödemelerin ne şekilde yapılacağı açıkça belirtilmiştir. Buna göre borcun kararlaştırılan gündeki döviz kuru üzerinden ödenmiş olması halinde kur farkı istenemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, kararlaştırılan günde ödenmesi gereken döviz karşılığı borcun, Vergi Usul Kanunu gereğince zorunlu olarak TL üzerinden faturalandırılıp ödeme günü yerine daha sonraki bir günde ödenmesi halinde ise fiili ödeme günündeki kur ile sözleşme uyarınca ödenmesi gereken tarihteki kur arasındaki kur farkının istenebileceğinin kabulü gerekir.”

6.Örtülü Sermaye Kullanan Şirketin Kurumlar Vergisi Matrahının Oluşmaması Halinde Dahi Borç Veren Şirket İştirak Kazancı İstisnasından Faydalanabilir

Şirketlerin ortaklarından ya da diğer ilişkili kişilerden aldıkları borç belirli bir sınırı geçtiğinde, sınırı geçen tutar vergi uygulamaları açısından (örtülü) sermaye olarak nitelendirilmektedir.  Sermaye olarak nitelendirilen tutar üzerinden ödenen faiz ve kur farkı gider olarak kabul edilmemekte, ayrıca faiz tutarı kar dağıtımı sayılmaktadır. Bu uygulama, ortakların sermaye koyma yerine şirketlerini borçlandırması suretiyle vergi matrahını aşındırmalarını önlemek amaçlı bir vergi güvenlik müessesesidir ve Kurumlar Vergisi Kanununun 12. maddesinde düzenlenmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 12. maddesinin birinci fıkrasında; kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmının ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacağı, yedinci fıkrasında da; örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı, daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltileceği ve bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olmasının şart olduğu hüküm altına alınmıştır.

Yine aynı Kanunun 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde gider yazılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Düzenleme uyarınca örneğin dönem başı özsermayesi 100 TL olan A şirketi, ortağı B şirketinden 1300 TL borç alıp, borca ilişkin 130 TL faiz ödedi ise, dönem başı özsermayesinin (100 TL)  üç katını (300 TL’yi) aşan borç (1300 TL- 300 TL= 1000 TL) örtülü sermaye sayılacak, bu tutar üzerinden hesaplanan faiz ((130/1300)*1000=100 TL) hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılacaktır. Bu tutarın kâr payı olarak nitelendirilmesi vergilendirme açısından birkaç sonucu beraberinde getirmektedir. Ödeyen şirket açısından gider yazılamaması, tahsil eden şirket açısından (kâr payı olarak değerlendirilip) iştirak kazancı kapsamında kurumlar vergisinden istisna olması.

Düzenleme uyarınca A şirketi kâr payı sayılan tutarı gider yazamayacaktır. Peki B şirketi aynı tutarı iştirak kazancı kapsamında vergiden istisna tutabilecek mi?

Yasal düzenleme uyarınca B şirketinin örtülü sermayeye isabet eden faiz gelirini, kar payı olarak iştirak kazancı istisnası kapsamında kurumlar vergisinden istisna edebilmesi için taraflarca düzeltmelerin (örtülü sermayeye isabet eden faizin kayıtlarda kar payına dönüştürülmesi işleminin) geçici vergi dönemi içinde yapılması gerekmektedir. Düzeltmenin, gider yazılan geçici vergi döneminden sonra yapılması halinde, borç alan kurum tarafından verilen düzeltme beyannamesi ile tahakkuk eden vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartıyla, borç veren kurum tarafından da (bir sonraki geçici vergi döneminde) düzeltme yapılabilecektir.

Peki A şirketi zarar etti ise ya da istisna ve indirimler sebebiyle vergi tahakkuk etmediyse durum ne olacak?

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığının 24.01.2013 tarih ve 64597866-KVK-12-6 sayılı özelgesine göre örtülü sermaye kullanan şirketin ilgili dönemde zararının bulunması ya da indirim ve istisnalar nedeniyle kurumlar vergisi matrahının oluşmaması halinde söz konusu şirket tarafından kar dağıtımında bulunulamayacağından, borç veren şirket tarafından da bahse konu örtülü sermaye tutarına isabet eden faiz gelirleri için iştirak kazancı istisnasından faydalanılması mümkün bulunmamaktadır.

Görüşümüz yasal düzenlemede belirtilen “Örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır.” lafzının, düzeltmenin geçici vergi beyannamesi verildikten sonra yapılması ve borç alan nezdinde tarh edilen verginin oluşması durumunda, tarh edilen vergiyi ödemenin borç verenin düzeltme yapabilmesi için zorunlu olduğunu ifade ettiği, borç alan nezdinde indirim ve istisnalar nedeniyle düzeltme işlemine rağmen kurumlar vergisi matrahının oluşmaması halinde ise bu zorunluluğun olmadığı şeklindedir.

Nitekim Danıştay 9. Dairesinin 11.06.2019 tarih ve E: 2016/4272, K: 2019/2403 sayılı kararında görüşümüzü destekleyen İlk Derece (Vergi) Mahkemesinin aşağıdaki kararına ilişkin vergi idaresinin temyiz talebi reddedilmiştir.

“5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinin 7. fıkrası uyarınca; örtülü sermaye kullanan tarafından örtülü sermaye üzerinden hesaplanan ve kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyan edilen faiz ve kur farkı tutarlarının, örtülü sermaye kullandıran açısından iştirak kazançları kapsamında kurumlar vergisinden istisna tutulması suretiyle yapılacak düzeltme için öngörülen tek şartın örtülü sermaye kullanan firmanın örtülü sermaye üzerinden hesapladığı faiz ve kur farkı tutarının kanunen kabul edilmeyen gider beyanı sonucu adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması olduğu, bununla birlikte örtülü sermaye kullanan firmanın, dönem sonunda en az örtülü sermaye üzerinden hesapladığı faiz ve kur farkı tutarı kadar kar elde etmesi ve bu matraha isabet eden vergi kadar ödenecek kurumlar vergisi beyanının aranmadığı, kurumun dönem içi gider ve zararların kurumlar vergisi beyannamesine olan yasal etkileri ve bu doğrultuda ödenecek kurumlar vergisinde oluşacak azalmalar konusunda yasal bir ibareye yer verilmediği gibi aksi bir düzenleme de bulunmadığı, borç veren kurumun örtülü sermaye üzerinden hesaplanan faiz ve kur farkını, iştirak kazancı istisnasına tabi tutabilmesi açısından, örtülü sermaye kullanan kurumda vergiye tabi matrah ve ödenecek kurumlar vergisi çıkmadığı durumların ne şekilde değerlendirileceğine ilişkin olarak yayımlanan 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde de bir hüküm bulunmadığı, dava konusu olayda, davacı şirketin borç para verdiği ………. Bilgi Sistemleri San. ve Tic. A.Ş’nin faiz giderini 2010 hesap döneminde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate almasına rağmen geçmiş yıllar zararlarını mahsup etmesi üzerine kurumlar vergisi matrahı beyan etmediği ve dolayısıyla kurumlar vergisi ödemediğinin anlaşıldığı, düzeltmenin yapılabilmesi için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartının, örtülü sermaye kullanan kurumun, kurumlar vergisine tabi kazancı çıktığı durumlar için geçerli olup, dönem zararı, geçmiş yıllar zarar mahsubu gibi durumlar ile indirim ve istisnalar gibi yasal mevzuat gereği oluşan durumların beyannamede değerlendirilmesi sonucu kurumlar vergisi matrahının oluşmaması halinde, verginin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartı aranmasına gerek bulunmadığından; örtülü sermaye kullanan ve bu kısma isabet eden giderlerini kurumlar vergisi kazancına ekleyen ……….. Bilgi Sistemleri San. ve Tic. A.Ş’nin geçmiş yıllar zararlarını mahsup etmesi nedeniyle kurumlar vergisi matrahı çıkmamış olması, örtülü sermaye kullandıran davacı şirketin örtülü sermayeye isabet eden faiz gelirini iştirak kazancı istisnasına tabi tutmasına engel bir durum olarak kabul edilemeyeceğinden, davacının 2010 hesap döneminden 2011 hesap dönemine devreden cari yıl zararının azaltılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.”

Son olarak örtülü sermayeye tekabül eden faize ilişkin KDV’ye değinecek olursak, KDV tutarı borcu kullanan tarafından indirim konusu yapılamamaktadır. Borcu veren açısından ise örtülü sermayeye tekabül eden faize ilişkin KDV’nin düzeltilip düzeltilemeyeceği (indirim ya da iadesi) konusunda Gelir İdaresi olumsuz görüş bildirmekte, yargı ise net bir yaklaşım sergileyememektedir.

7.Ekonomik Daralma Döneminde Sabit Kıymetlerini Satan İşletmeler Vergi Ödememek İçin Yenileme Fonu Müessesini Kullanmalı

Artan faiz oranları, daralan iş hacmi ve zorlaşan finansman imkanları, borçlu şirketlerin borçlarını yenilemelerini zorlaştırmıştır. Bu durumda kimi şirketler azalan iş hacmine bağlı olarak atıl hale gelen sabit kıymetlerini nakde çevirme yoluna gitmektedir. İş hacmi arttığında söz konusu sabit kıymetlerin yerine konulması gerektiği de malumdur.

İşletmelerin kârları, işletmenin özelliğine göre gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla varlıkların satışından veya hasar tazminatından doğan kârlar da vergiye tabi olacaktır. Söz konusu varlığın, işletme faaliyeti açısından yenilenmesi zorunlu bir varlık olduğu düşünülürse, satıştan veya tazminattan doğan kârdan vergi alınması halinde, satıştan veya tazminattan edinilen fon ile elden çıkarılan veya hasar gören varlık bile tekrar alınamazken, yenisinin alınması hayli güç olacaktır.  Yine işletme kayıtlarında yer alan varlık değerlerinin enflasyon sebebiyle reel değerden giderek uzaklaşması sebebiyle bu varlıkların elden çıkması sonucu oluşan kâr gerçekçi olmayacaktır.

Yenilenecek amortismana tabi sabit kıymetlerin satışından veya tazminatından doğan karın vergisinin ödenmesini erteleyici yenileme fonu müessesesi Vergi Usul Kanununun 328 ve 329. maddelerinde düzenlenmiştir.

Yenileme fonu konusundaki yazımıza şu linkten ulaşabilirsiniz: Yenileme Fonunun Uygulanma Esasları

8.Taşınmaz ve İkinci El Motorlu Taşıt Alım Satımı Yapanların KDV Avantajından Faydalanmaları İçin Yetki Belgelerini Almaları Gerekmektedir

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 23/f maddesinde ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce, katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dâhil) alınarak, vasfında değişiklik yapılmaksızın satılan ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde matrahın, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutar olduğu hüküm altına alınmıştır.

Yasal düzenlemenin usul ve esaslarının belirlendiği KDV Genel Uygulama Tebliğinin “III/A-4.9. İkinci El Araç ve Taşınmaz Ticareti” başlıklı bölümü uyarınca, ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz teslimlerinde özel matrah uygulaması yalnızca ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükellefler tarafından uygulanacaktır.

İkinci el motorlu kara taşıtı ticareti ile iştigal edenler, 13/2/2018 tarihli ve 30331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik kapsamında işletmesi adına yetki belgesi alantacirler ile esnaf ve sanatkârlardır. İkinci el motorlu kara taşıtı ticareti ile iştigal etmekle birlikte henüz yetki belgesi almamış olanlar, İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğe göre yetki belgesi alınması için verilen süre ile sınırlı olmak üzere yetki belgesi olmaksızın, özel matrah uygulayabilirler.

Taşınmaz ticareti ile iştigal edenler, 5/6/2018 tarihli ve 30442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik kapsamında yetki belgesi alan ticari işletmeler ile esnaf ve sanatkârlardır. Taşınmaz ticareti ile iştigal etmekle birlikte henüz yetki belgesi almamış olanlar, Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğe göre yetki belgesi alınması için verilen süre ile sınırlı olmak üzere yetki belgesi olmaksızın, özel matrah uygulayabilirler.

9.Yurt Dışı Firmalardan (Facebook, Google vb.) Alınan Reklam Hizmetlerinde Stopaj ve Sorumlu Sıfatı ile KDV Yükümlülüğü Unutulmamalı

476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında yapılan değişiklik uyarınca, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti veren veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık eden dar mükellef kurumlara yapılan ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar[1], dar mükellefiyete tabi bir kurumun internet ortamında verdiği reklam hizmeti karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapmakla yükümlüdürler. Vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar dışında kalanların ise dar mükellef bir kurumdan aldığı internet ortamındaki reklam hizmetleri karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapma yükümlülükleri bulunmamaktadır.

KDV Kanunu uyarınca da hizmetin KDV’si, 2 No.lu KDV Beyannamesi ile sorumlu sıfatıyla beyan edilerek ödenmeli ve aynı zamanda bu tutar 1 No.lu KDV Beyannamesinde indirim konusu edilmelidir.

Kısaca şirketiniz yurtdışındaki bir firmaya reklam hizmeti karşılığı banka hesabından 85 TL ödediğinde, 15 TL ((85/(1-0,15))x0,15) tevkifat tutarını muhtasar beyanname ile, 18 TL ((85/(1-0,15))x0,18)  KDV tutarını 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edip ödemelidir. Ancak ödediğiniz 18 TL tutarındaki KDV’yi 1 No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu da yaparsınız.

Reklam hizmeti veren dar mükellef kurumun mukim olduğu ülke ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması olması durumunda 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında stopaj kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususu tartışma konusu olmakla birlikte, Gelir İdaresinin anlaşma olması halinde dahi stopaj yapılması gerektiği yönünde görüşü olduğu bilinmektedir.

10.Yurt Dışı Firmalar Tarafından Düzenlenen Alacak Dekontları (Credit Note) İçin Fatura Düzenlemeyi İhmal Etmeyiniz

Yurt dışı firmalarla ticaret yapan işletmelerden ihracatçılar fiyat farkı vb. sebeplerle, ithalatçılar da indirim, ciro primi gibi sebeplerle, yurtdışındaki firmanın düzenlediği alacak dekontu (credit note) ile alacaklı hale gelmektedir. Peki bu dekont yeterli mi?

Vergi Usul Kanununun 227. maddesinde “Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almaktadır. Tevsik (belgeleme) ise, Kanunda belirtilen fatura ve benzeri belgeler ile yapılmaktadır. Kanunun 229. maddesinde ise fatura, “satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika” şeklinde tanımlanmıştır.

Düzenlemeler incelendiğinde mal ve hizmet alım-satımı ile ilgili işletme lehine oluşan ciro primi, fiyat farkı, iskonto, indirim vs. tutarlar için her ne kadar yurtdışı firma alacak dekontu (credit note) düzenlemiş ise de fatura düzenlenmesi de gerekmektedir.

Nitekim yurt dışındaki yerleşik firmalardan, yem katkı maddeleri, vitaminler, mineraller gibi ürünler ithal eden, ithalat yaptığı yurt dışı satıcılar tarafından hammaddelerin global piyasa dinamiklerine göre değişen fiyatlarına paralel olarak belli oranlarda “credite note” şeklinde belge düzenlenerek tarafına iskonto (satış iskontosu veya ciro iskontosu) yapılan bir işletme, düzenlenen “credite note” belgelerine istinaden yurt dışı satıcılara fatura düzenlenmesinin gerekip gerekmediği konusunda özelge talep etmiş ve aşağıdaki cevabı almıştır (Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığının 23.11.2018 tarihli özelgesi).

“…yurt dışındaki satıcı tarafından satılan mal miktarına veya fiyat farkına istinaden firmanız adına fiyat indiriminde bulunması durumunda alınan mal veya hizmetin fiyatı azalacak, dolayısıyla şirketinizin yurt dışındaki satıcıya olan borcu da azalarak geliri artmış olacaktır. Bu durumda şirketiniz tarafından yurt dışındaki firma adına fatura düzenlemesi gerekmektedir. Ayrıca, yurt dışındaki müşterinin credit note düzenlemesi mümkün olmakla beraber kayıtların vergi mevzuatına göre tevsiki açısından faturanın düzenlenmesi zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.”

[1] Aşağıda sayılan kişi, kurum ve kuruluşların Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesi gereğince vergi kesintisi yapma zorunluluğu bulunmaktadır.

–  Kamu idare ve kuruluşları,

–  İktisadi kamu kuruluşları,

–  Sair kurumlar,

–  Ticaret şirketleri,

–  İş ortaklıkları,

–  Dernek veya vakıflar,

–  Dernek veya vakıfların iktisadi işletmeleri,

–  Kooperatifler,

–  Yatırım fonu yönetenler,

–  Gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı,

–  Zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler.